Saturday, April 23, 2011
Bir film, bir kitap...
Thursday, April 14, 2011
Ders Veren Eşek...

Sonunda çiftçi kararını verdi:
"Bu eşek çok acı çekiyor ve üstelik de çok yaşlı" dedi. "Onu kurtarmak için saatlerce ter dökmeye değmez. Nasıl olsa ölecek... Ben şimdi, üstüne kürek kürek toprak atarım, hem eşeğimi gömmüş olurum, hem de tehlike oluşturan bu hendeği kapatmış olurum..."
Sonra da komşularına, küreklerini alıp, kendisine yardım için gelmelerini söyledi. Tüm mahalle halkı, dibinde eşeğin can çekişmekte olduğu hendeğe kürek kürek toprak atmaya başladı.
Üzerine sürekli olarak toprak atıldığını gören eşek, yürek parçalarcasına bir sesle bağırmaya başladı ve fakat bir süre sonra sesi duyulmaz oldu.
Çiftçi, eşeğin öldüğünü ve üzerinin toprakla kapanmış olduğunu sanarak hendeğin kenarına gitti, aşağı baktı.
Ve gördükleri karşısında bir anda dondu kaldı.
Eşek, kürek dolusu her toprak atılışından sonra silkiniyor, sırtındaki toprağı aşağı fırlatıyor ve sonra da öc alırcasına bir hırsla yerdeki toprağı ayaklarıyla eziyordu. Hendeğin çevresindeki tüm mahalle halkının her toprak atışında ise, sırtından silkeleyip ezdiği toprağın üzerinde biraz daha, biraz daha yükseliyordu.
Hendek dolarken eşeğin ise yukarı doğru çıkmakta olduğunu gören mahalleliler, önce şaşırdılar. Fakat kısa bir süre bu şaşkınlıkları, derin bir utanca dönüştü.
Çünkü hendeğe attıkları her kürek dolusu toprağı ezen eşeğin, çukurluğu önemli ölçüde kapatılan hendeğin ağzına kadar geldiğini ve şimdi de o kocaman gözleriyle kendileriyle baktığının ayırdına vardılar.
Eşek tüm gücünü toparlayarak bir atılım yaptı ve hızla sıçrayarak hendekten çıkmayı başardı.
Kendisini hendeğin dibine gömmek için üzerine kürekler dolusu toprak atan tüm mahalle halkına eşeğin verdiği dersi birlikte gözden geçirelim mi?
İşte bu iki dersimiz:
1. Yaşamımızda, pek uzağımızda olmayan kişiler bile üzerimize çamur atabilirler. Bir omuz silkmesiyle bu çamurları üzerimizden atabilir ve onları, ayaklarımız altında ezebiliriz.
Bu davranışımız bizi, daha da yükseltecektir.
2. Karşılaştığımız her sorun, yukarı çıkabilmemiz için önümüze gelmiş bir basamaktır. En umutsuz anlarımızdan bile, en derin hendeklerden bile ancak, onlar karşısında teslim olmayarak, onlara karşı direnerek kurtulabiliriz.
Tuesday, March 29, 2011
Kahvaltilik tuzlu kek
Friday, March 25, 2011
UZI

Urdun'detemel yemeklerde kullanilan malzeme, pirinc...
Ve genelde basmati pirinc dedigimiz bizimkinden daha ince ve uzun pirinc turunu kullaniyorlar. Guzel yani bizimki gibi bol nisastali olmayan, daha az kalorili, ve lapa olmayan bir pirinc, tane tane oluyor.
Kulturel yemekler, genelde buyuk sinide bol pilav, uzerine et seklinde sunuluyor, ve ortaya geliyor, mahalli yerlerde elle yeniyor ama artik kasiklada yiyorlarmis :)
Bu guzel yemekte bir davette bize ikram edilmisti, Altta tavuk suyu ile ve Uzi baharati ile pisirilmis pilav, uzerine firinlanmis tavuklar, ve ayrica az yag ve baharatla pisirilmis bezelyeli havuc, ayrica hafif yagda kavrulmus bol fistik yada badem...
Tadi cok guzeldi. Burada baharatin da ayri bir onemi var, pilavlar mutlaka bajaratli pisiriliyor, etler de oyle...
En cok ogutulmus tarcin, karanfil, karabiber, zencefil ve bazen de kimyon kullaniliyor. Ozellikle tavugu haslarken suyuna istedikleri baharatlari koyup, baharatli tavuk suyu ile pilavi pisiriyorlar.
Ben bu sekilde tepside sunumu cok sevdim, hem manzara cok hos, hemde herkes istedigi kadar tabagina aliyor :) Afiyet olsun...
Thursday, March 24, 2011
HAYATTAN PAYLASIMLAR...
186. (Resûlüm!) Kullarım sana beni soracak olurlarsa (bilsinler ki) ben, şüphesiz onlara çok yakınım. (İsterse gönlünden geçirsin.) Bana dua edenin duâsına icâbet eder (kabul eder)im. O halde onlar da benim davetimi kabul ed(ip bana itaat et)sinler ve bana iman(da sebat) etsinler. Tâ ki bu sayede doğru yola (kurtuluşa) ulaşmış olsunlar. [bk. 25/77]
(Allah Teâlâ kullarına ilmiyle, rahmetiyle, lütuf ve ihsanıyla çok yakındır; yeter ki, kullar emirlerine itaatten uzaklaşmasın, iman ve ameline riyâ, münâfıklık ve şirk karıştırmasın, ihlaslı olsunlar. O’nun koyduğu sınırları da murâbıt olup korusunlar. [krş. 3/200] İşte kim Allah’a bağlanır, O’nun kendileri için koyduğu dînî ilkeleri muhafaza eder ve dua ile O’na sığınırsa, O da onu yüceltir ve yalnız bırakmaz. [2/153] Böylece Yaradan’ın yaratılana olan icabet vaadi gerçeklik kazanır.)
64. De ki: “Ey Ehl-i Kitab (olan yahudi ve hıristiyanlar)! Bizimle sizin aranızda eşitlik sağlayan (ortak) bir kelimeye gelin: Allah’dan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ın dışında birimiz diğerini rab edin(ip müşrik ol)masın.” Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse (onlara): “Şâhit olun ki biz, gerçek müslümanlarız.” deyin.
(Bazılarını rab edinmek: Peygamberimiz’in buyurduğu gibi, Allah’ın emir ve yasakları varken, bunlara aykırı emirler veren kişinin emirlerini emir, yasaklarını yasak sayarak hükümlerini kabullenmek ve isteyerek/gönülden onlara itaat etmek, onları rab kabul etmektir.)
Monday, March 07, 2011
GURBET...
Ayşe, gözleri sokaktaki arkadaşlarından başka bir şey görmeyen minicik bir çocuktu yıllar öncesinde. Öyle küçüktü, öyle çocuktu ki, başına gelen her şey çok büyüktü bu yüzden. Kocaman dünyasında, küçücük kalbine dokunan her şey “en” leri hissettiriyordu ona.En büyük heyecanını babasının bir akşam ansızın arabanın bagajından çıkardığı dört tekerlekli bordo bisikleti gördüğü anda yaşamıştı. Açılan bagaj kapağı o gün yaşadığı en büyük kızgınlığını da götürüvermişti minik kızın. Çünkü o gün en sevdiği arkadaşı, Ayşe’ye bisikletine binmesi için izin vermemişti. Bu yüzden en büyük kırgınlığını yaşıyordu Ayşe’nin minik kalbi.

Sabahtan akşama kadar kâh evinin bahçesinde çamurdan pastalar yapan, kâh sokakta arkadaşlarıyla saklambaç oynayan minik kız, kıyafetini kirlettiğinde en büyük korkusunu evine döndüğü an, kapının eşiğinde yaşıyordu. Zira annesi her gün üç-beş takım kıyafet kirletmesine lakayt kalmıyor ve her yeni kıyafette yorgun düşen anneciği haylaz Ayşe’sine kızıyordu ama babaannesi şefkatli kucağını annesi kızmasın yavrusuna diye herkesten önce açıveriyordu. Minik kız anlamıştı babaannesinin bitmez tükenmez sabrını, bu yüzden her üstünü kirlettiğinde yukarının değil, aşağı dairenin ziline basıp babaannesinden kıyafetlerini almasını istiyordu artık. Bu, minik aklıyla yapabildiği en büyük kurnazlıktı ona göre.
Her şeyin saf dünyasındaki gibi pürüzsüz olmadığını da zaman zaman hissedebiliyordu. Birçok kez, farklı yerlerde, farklı kişilerden, farklı zamanlarda duyduğu ve bir türlü anlayamadığı bir sözcük vardı canını sıkan. Canını sıkıyordu bu kelime Ayşe’nin belki ama doğrusu ne manaya geldiğinden de bîhaberdi. Canını sıkıyordu, çünkü ondan bahseden herkes üzülerek hatta ağlayarak bahsediyordu.
Bir teyze vardı komşuları olan, Cennet Teyze. Çok büyüktü. Annesi bile ona “teyze” diyordu. “Fatma, gurbet ne zormuş be yavrum!” deyip ağlamaya başlıyordu bu kocaman teyze. Minik kızın annesi ise, “Üzülme Cennet Teyze, gurbet zordur ama mükâfatı büyüktür.” gibi sözlerle teselli etmeye çalışıyordu Cennet Teyze’yi. Annesiyle konuştuktan sonra Cennet Teyze’nin yüzündeki ağlamaklı gülümsemeleri de anlayamıyordu Ayşe. Kimdi bu gurbet veya neydi? Neden ondan hiç kimse gülümseyerek bahsetmiyordu?
Hareketli ve keyifli tozpembe dünyasındaki maratonuna zaman zaman büyükleri vesilesiyle bu gibi molalar veriyordu. Minik kalbi bu hüznü daha fazla kaldıramaz olunca, küçük beyni anlamakta zorlanınca hemen pes ediyordu tüm zafiyetiyle. Kendi dünyasına dönüp yine en büyük hayaline göz atmakla yola devam ediyordu.
Bir gün salondaki konsolun üstüne çıkıp annesiyle boyunu karşılaştırdıktan sonra annesi “Hadi bakalım yavrum, şu masa kadar daha uzarsan benim boyuma yetişirsin.” demişti ve çok heyecanlandırmıştı yavrusunu. Gerçekten de annesiyle arasındaki fark sadece o masanın boyu kadardı. Şimdi en büyük hayali o masa kadar daha uzayıp anneciğinin boyuna yetişmekti.
Güneş çaktırmadan gizlice batardı her akşam fakat Ayşe hiç kaçırmazdı o anı. Güneşin karanlıklara gömülmesi, Ayşe’nin arkadaşlarına veda edip bahçeden evine girmesi demekti belki ama bir güzel yanı vardı ki, o da “Baba” demekti.
Bu dakikalarda küçük kız gözünü kapıdan, kulağını da zilden ayıramazdı. Bazen alt kattan babaannesi muhtemel bir ihtiyaç için zile dokunursa, gün boyu sabrına sığındığı babaannesinin sesi, bu kez en büyük hayal kırıklığı olurdu heyecanlı yüreği için. Beklediği zil çalınca da, en sevimli kanarya sesleri çıkardı her zamanki kapı zilinden.
Babasının merdivenlerden bile çıkmasına sabredemeyen Ayşe, O merdivenlerden çıkarken, ayak seslerini her akşam kaçırmadan sayardı. Basamakların sayısını biliyordu artık. On yedinci basamak on sekizinciye kavuşunca Ayşe’nin de babasıyla kavuşma anı geldi demekti. Sonlara doğru heyecanı iyice artan küçük kız, gözünü boşluğa dikip minik bakışlarını babacığının gözlerine dokundurmak için yarışırdı onunla. Oysa bir kabahat işlediğinde en korkutucu bakışlar yine babasının gözünden ilişirdi kızının suçlu gözlerine.
En fazla şımarıklık yapabileceği kucak ise genelde babasının kucağı olurdu.
En iyi arkadaşlarındandı halasının çocukları. Öğretmencilik oynarken koltuk davası uğruna sık sık kavga ediyor olsalar da… Bakkaldan bir şey alacakları zaman hala çocukları Ayşe’yi hesap etmeyi hep unutuyor olsalar da… Dedesinin motor gezintileri için sıra tartışmaları bitmek bilmese de çok severlerdi birbirlerini. Ayşe de masumcuğun biri değildi hani. Kocaman bir taşla salıncak için halaoğlunun kafasını yaran dayıkızı Ayşe’ydi O!
Tüm bu tansiyona rağmen halasıgilin evlerine dönmesi demek “Hüzün” demekti Ayşe ve diğerleri için. Araya giren kilometreler incitirdi küçük kalpleri. Babasına tüm masumiyetini kullanarak “Halamlara gidelim baba.” dediğinde ise cevabı biliyordu aslında.
“Çok uzak yavrum.”
Zaten hiç bir zaman çocuklar istedi diye uzak yerlere gidilmezdi. Bu yüzden evlerinin damında, bir düğmeye basınca halasıgilde olabilmeyi hayal ederdi zaman zaman. Hayal gücüyle uzakları yakın etmek çok kolaydı çünkü.
Zaman su gibi akıyordu. Minik kız büyüyordu. Hayatındaki “en”ler de kendisiyle beraber boy atıyordu.
Okul hayatında en büyük sıkıntısını çekmiş ve başını açmaya zorlanmıştı. Fakat O, büyüklerinin değil en büyüğün dediğini yapmıştı ve en büyük hedeflerinden vazgeçmişti. Oysa sınıfın en başarılılarındandı her zaman.
Okul hayatını erken bitirmek zorunda kalan Ayşe, hedeflerini değiştirmiş, kendini başka şartlarda yetiştirmek için çalışmalara başlamıştı. Bu bir kaç sene süre gitti ki, Allah karşısına en iyilerinden bir eş çıkardı.
En zor karardı bu veya en zor kararsızlıktı…
“Ailesinden ayrılıp gurbete gitmek!”
Cennet Teyze’nin annesiyle dertleşirken ki hüzünlü bakışlarını, gözlerinden süzülen utangaç yaşları şimdi anlayabiliyordu inceden.
Misafiri çoktu düğün evinin. Gurbet, Ayşe’den ve annesinden çok geleni gideni söyletiyordu. Zira anneciği dirayet konusunda en büyük örneğiydi. Başka annelerin iki gözü iki çeşme ağlayacağı hallerde Ayşe’nin annesi hep nazlı kızını teselli ederdi. O’nun yıllar sonra anlayabileceği gerçekleri annesi çoktan öğrenmiş ve kabul etmişti çünkü.
Düğün gününde saatler veda anını gösterdiğinde bir keder sarmıştı birçoğunun kalbini. Ablalarını ağlayarak, bir yabancının evinden ev sahibi gibi uğurlayan Ayşe, annesiyle de ağlaşarak vedalaşmıştı. Esasında içi dışından çok ağlıyordu ki, orayı bir kendisi, bir de Rabbi biliyordu.
Vedalaşma bitmişti neredeyse fakat bir eksik vardı, kocaman bir eksik. Merdivenlerden ayak sesleri gelmiyordu bu kez. Yeni basamaklarını sayamıyordu Ayşe. Önüne çıkan herkesle babasına haber yolluyordu ama nafile…
Sonunda babasının bir tanecik yavrusuna veda etmek istemediğini fısıldamışlardı yaralı Ayşe’sinin kulağına. Yüreği şefkat yüklü babası bu ayrılık anını yaşamak istememiş ve kızını o yabancı evde bırakıp “Allahaısmarladık” diyememişti. Ne fark ederdi ki Ayşe için? Bunu bilmek, duymak incitmemiş miydi O’nu, üzmemiş miydi sanki?
Bir sürü duygu aynı günde esir almıştı Ayşe’nin ruhunu. Heyecan, mutluluk, korku, üzüntü, hüzün, gariplik ve daha niceleri… Yeni hayatına alışması belki biraz zaman alacaktı ama alışacaktı elbette.
Akan, zaman değil ömürdü aslında.
Ömür su gibi akıyor ve her şey değişiyordu. Gün gelmiş ve Ayşe’de anne olmuştu. Genç kadın bebeğini merak ederken, babası da kızının saçlarını okşayarak “Benim bebeğim nasıl?” demiş ve sonsuz şefkatiyle yavrusunun tüm sıkıntılarını alıvermişti bir anda.
Günler, aylar, yıllar aka dursun kader sırası gelen her anı yaşatıyordu Ayşe’ye. Lakin bu an, yeryüzünde insanların yaşayabileceği en güzel an, kaderlerin en güzel kaderiydi belki de. Allah genç kadına en güzellerinden üç tane evlat emanet etmiş ve bu emanetlerini de beytine kabul etmiş, orada saklamak istemişti.
Evet, yıllar sonra genç kadın eşi ve çocuklarıyla Mekke’ye yerleşecekti.
Dünyanın en eşsiz şehrine, evlerin en ulvisine, misafirlerin en nasiplisi olarak, en güzel yolculuğa hazırlanıyordu şimdi Ayşe. Konu komşu, eş, dost… Kim duyuyorsa, önce gıpta edip sonra mahzunlaşıyorlardı hemen. İşte yine aynı sözcüktü duyduğu. Minicik bir çocukken Cennet Teyze’yi üzen, bugün Ayşe’nin karşısına çıkmıştı ikinci kez.
Gurbet!
Hemen hemen herkes, “Gurbete nasıl gideceksin yavrum! Dil bilmezsin, yol bilmezsin, ölüye de yetişemezsin, diriye de. Hastalansan bile ne yapabilirsin? Anan yok, baban yok! Bir başına, üç yavrunla zor olur yavrum, gurbet çok zordur, Ayşe’m!” diyorlardı.
Evet dil bilmezdi, yol bilmezdi… Bir sıkıntısı olsa onu kendine getirtecek o güçlü annesi de olmayacaktı yanında, yüreği şefkat yüklü babası da... Ama bunların ne ehemmiyeti vardı ki, Rabbinin davetlisi olarak Mekke’de belki de hayatını devam ettirecekti. Böyle büyük bir fırsatın karşısında ne “anam” demeliydi ne de “babam.” İşte bu yüzden kendisi için üzülenleri hemen uyarıyordu Ayşe:
“Mekke’ye Medine’ye gurbet denilir mi hiç? Orası Beytullah, orası Habibullah. Gurbet olur mu hiç?” Bu hususta anneciği de O’nun gibi düşünüyordu. Zaten O, öyle güçlü bir anneydi ki, başka türlü düşünmesi mümkün bile değildi.
Ayşe bir an dahi düşünmeden yola çıkmak istemişti. Mekke’de bambaşka bir hayat Ayşe’yi ve ailesini bekliyordu sabırla. Genç kadın ise, sabırsızlıkla hazırlanıyordu.
Arkasında tüm dünyasını bırakıp meçhullere gözünü bile kırpmadan gitmişti genç kadın. Minicik yavrularını da almış ve gitmişti.
Mekke’ye varınca ilk işiydi Beytullaha gitmek. O’nun misafiri idi Ayşe, her şeyden evvel O’nun beytine gidip “ben geldim” demeliydi.
Kâbe’yi tüm azametiyle karşısında gördüğü ilk anda kâinatta sadece kendisi ve de Kâbe varmış gibi hissetmişti.
Ne arkasında bıraktıkları…
Ne yanında duran evlatları…
Ne de bir an sonrası… Hepsi o an gurbet olmuştu genç kadın için. Hepsi garipti, gariplikti. Hepsi yabancıydı, yalandı, zordu. Tek hakikat; karşısında, kapkara örtüsünün altında tüm asaletiyle kendisini bekleyen Beytullah'tı.
Kâbe hakikaten de çok muazzamdı. Titreyen vücuduna rağmen koşar adımlarla yaklaşıyordu Kâbe’ye genç kadın. Gözünü bir an dahi ayırmadan, ıslak ıslak bakışarak koşuyordu O’na. Elinden gelse kocaman olup kollarıyla sarıp sarmalayacaktı Rabbinin evini, O’nu kucaklar gibi.
“Ben geldim Allah’ım, sana geldim işte!” diye haykırmaktı o an tek istediği. Öyle mutluydu ki, gözünde ne memleket sevdası olabilirdi, ne eş, ne dost… Maddiyatın süslü maskesi düşmüştü Mekke’de Ayşe için. Hissetmek istediği tek şey maneviyattı. Bunun kaybolmaması için ise, her şeye razıydı.
Zaman içinde umreye gelip de Ayşe’yi ziyarete giden akrabalarının dediği gibiydi Ayşe’nin evi:
“Burada insan nasıl kalabilir?”
Hakikaten de tam böyleydi. Ev bildiği; şehrin içinde değil, bir dağ başındaki dört duvardı.
Öyle ki; minicik penceresinden dışarıya bakacak olsa, dört bir yanı gözünün alabildiğine dağ idi. Okyanusun ortasında bir kayık da kalmış mahzun bir çocuk gibiydi orada. Fakat bu ev O’nun yuvasıydı. O yüzden etrafına aldırmaksızın yuvası için elinden geleni yapmıştı. Baksan adama benzemez denilen küçücük mutfağının duvarlarını bile elleriyle boyamıştı şeker pembesine. Aylarca buzdolabının olmayışı ise genç kadın için hiç sıkıntı değildi.
Ayşe hep şükretti, kedisine kıyamayan insanların zaman zaman acımasına kulak vermeden “Allah’ım sen beni buralardan ayırma” diyerek dua ediyordu her şeye rağmen. Çünkü Kâbe’ye istediği zaman gitmek onun için evlere, saraylara, şehirlere, ailesine, anasına, babasına bedeldi. Bu yüzden “Allah’ım sakın beni gurbete gönderme” diyor ve Kâbe'den uzaklaştığı her anında kendini gurbette hissediyordu herkesin aksine. Hoş, Rabbi de Ayşe’nin sabrına mükâfat, daima hayalinin çok fevkinde imkânları nasip etmişti ya zamanla.
Yüce Rabbinin bu şefkatini gördükçe hem seviniyor hem de korkuyordu aslında. Buralara O’nun davetiyle geldiğinin bilincindeydi, bir sürü şey vesile olmuştu ama O çağırdı diye nasip olmuştu. Şimdi bunun hakkını verememek, bu yüzden O’nun emriyle geri gönderilmek en büyük endişesiydi Ayşe’nin.
Mekke’de, Kâbe'de geçirdiği zaman içerisinde sık sık düşünceye dalardı. Hep bildiğini sandığı hakikat artık hafif hafif canını acıtmaya başlamıştı. Ufak ufak içini kıpırdaştırıyordu bir yandan… Derinden korkutuyordu zaman zaman… Heyecanlanıyordu an be an…
Bunlar tıpkı ailesinden ayrıldığında hissettiği gibi duygulardı. Düşünmeye başlamıştı bu kez; “Neydi o günkü acım?”
Çok fazla vaktini almamıştı hatırlamak. Zira çocukluğundan beri öyle bir yer etmişti ki kafasına, hafızası hemen bulup uzatmıştı Ayşe’ye o acısının namını.
Gurbet!
O günkü acısı, buydu gerçekten de. Ne garip! Küçükken neden kimse gurbetten ağlamadan bahsetmiyor diye düşünen Ayşe, şimdi yaşadığı gurbetleri düşünürken O’da ağlıyordu sessiz sessiz. “Nedir bu gurbet, kimdir?” sorusunun cevabını tüm mevcudiyetiyle yaşıyordu bu kez. Belki hala milyonlarca insanın yabancı bir memlekete gitmekten başka bir şey sanmadıkları gurbeti, O, Kâbe’de ardı arkasına namazları kılınan cenazeleri, yaşlı gözlerle, korku dolu bakışlarla, zayıf yüreğiyle izlerken görüyordu. Onlar gurbet derdinden kurtulan cansız bedenlerdi.
Etrafında bir sürü arkadaşları vardı Ayşe’nin; “Burası gurbet, alacağımız her şeyi Türkiye’ye saklıyoruz, nasılsa buradan gideceğiz.” diye Mekke’ye yerleşmeyi lüzumsuz gören. Nasılsa bir gün kesin dönüş yapacaklardı çünkü doğru… Lakin kesin dönüşü yapanlar Ayşe’nin önünden iki gurbetçinin omuzlarında tek sıra halinde kesin adımlarla ilerleyen bu cansız bedenler değil miydi aslında? Onlar asıl gurbetten kurtulmuş vatan-ı aslîlerine gitmek üzere çıktıkları yolculuğu bitirenler değil miydi?
Yüce Peygamberimin dediği gibiydi her şey; “Vatan sevgisi imandandır.” Mevlana’nın anladığı gibi miydi Peygamberimin bu sözü? Bizler yaşantımız boyunca diyar-ı gurbetteydik. Öyleyse asıl vatan cennet değil miydi? Bu misafirlik kabir kapısına kadar değil miydi? Madem öyle, ne içindi bu sahiplenmek, ne içindi bu yerleşmek diye uzun uzun düşünceye dalmıştı yine.
Genç kadın bu kez çocuk kalbiyle babasının şefkatini aradı yanında yönünde. “Benim bebeğim nasıl?” diyen babası şimdi yanında olsaydı da, yine sıcacık şefkatiyle sarıp sarmalasaydı yavrusunu diye hüzünlenirken, babasının tabutu peşinden koşar adımlarla ağlamaya bile vakit bulamayan gençlerin, Kâbe kapısından dışarı doğru telaş içindeki koşuşturma sesleriyle ayıktı birden.
Evet, tek gerçek buydu!
Gurbet!
Yalan olan ise gurbeti uzaklarda aramaktı.
Toprağın üstündeki her bir karış, doğduğumuz büyüdüğümüz toprakların her bir tanesi bile gurbetti aslında. Gurbet uzağımız değil yaşadığımız her yerdi.
Ve Cennet Teyze ağlamakta haklıydı. “Gurbet zormuş be Fatma’m!”
Ama Fatma da haklıydı; “Gurbet zordur ama mükâfatı büyüktür Cennet Teyze!”
Batan her güneş tekrar doğdukça Cennet Teyze’nin yıllar öncesindeki acısını çok daha iyi hissedebiliyordu yüreğinde.
Batan her güneş her yeni doğuşunda bir adım daha yaklaştırıyordu vuslata.
Şimdi Ayşe gurbetin kucağında ve her an o kucaktan düşmek ümidiyle, bir an evvel mükâfatına kavuşmak için dört gözle beklemekteydi.
Bugün yeryüzündeki beytinde O’nu barındıran Rabbi, yarın yanına da alacaktı nasılsa. Şimdi başkalarının yavruları analarını babalarını haremin cenaze kapısından çıkartırken, yarın O’nu da o kapıdan çıkaran birileri olurdu elbet. Kim bilir, belki son nefesini vermek için başka topraklara gönderilecekti. Burada ölmek de başka bir şerefti çünkü. Hayattayken buralara gelebilmek gibi özel bir şanstı burada ölmek de.
Genç kadın tüm bunları düşünürken, eteğinden çekiştiren minik yavruları O’nu dünyaya döndermişti. Kızının boncuk bakışlarıyla kendine gelmişti işte.
O boncuk gözler nelere kadirdi. Nazlı nazlı dikti mi mavi gözlerini annesine, Ayşe köle olurdu prensesine.
Yıllar öncesinde anne babasından gördüğü her tavrı şimdi kızından işitiyor olmak sevindirmeli miydi Ayşe’yi yoksa hüzünlendirmeli miydi? “Ben anne olunca annemin şu yaptığını kendi çocuğuma asla yapmayacağım!” dediği her şeyi birer birer yapıyordu bugün.
Mazi ve müstakbeli görebilmek için güzel kızının yüzüne bakardı annesi. Onu adeta bir ayna kabul etmişti. Hem geçmişi gösteren hem geleceği hatırlatan… Geçen yıllarını düşündüğünde su misali akan zaman Ayşe’yi şaşırtırdı önce… Öte yandan da Betülcüğünün o masum simasında yaşlandığını görmek mutlu ederdi. Yaşlanmak demek yaklaşmak demek diyordu.
Bir gerçek daha vardı o yüzde. Kızı da büyümüş kocaman olmuştu. Eskiden annesinin izin vermediği her şey için hemen inciler akıtmaya başlayan maviş gözler, bugün olgun bakışlarıyla şaşırtıyordu O’nu. Minik Betülcüğü şimdi genç kız olmuştu.
En mutlu gününde babasının O’na yaptığını veya yapamadığını bugün kendisi de boncuk gözlü kızına yapmak istemişti.
Beyazların içinde zaten melek gibi olan yavrusu bugün tam bir melek olmuştu adeta. Gelinlik ne de çok yakışmıştı gök gözlerine. Ne kadar genç, ne kadar güzeldi bir tanecik kızı. Bugünleri de görmüş olmak yılların Ayşe’sini öyle mesut etmişti ki, anacığının o günkü halleri hep gözünün önüne geliyordu.
Yıllar önce bugünlerin hayalini kuran genç kadın şimdi o günleri yaşıyordu. Gençlik tekrarı olmayan bir bahar misali geçivermişti tüm hızıyla. Kışa doğru ilerleyen Ayşe sonbahardaki yaprak dökümünü izliyordu sessiz sessiz… Bu mevsimde en çok anne ve babasını düşünmek mutlu ediyordu O’nu. Onların şefkatlerini bu manzarayı izlerken de hissedebilmek için tek tek hatırlamaya özen gösteriyordu her bir sevgi sözlerini.
Çocukken her büyüklük tasladığında annesinden işittiği “Sen daha benim yavrumsun. İstersen elli yaşına gel, yine benim yavrumsun.” sözü o yıllarda tüm hevesini kırıyor olsa da, şimdi öyle hoşuna gidiyordu ki!
Nitekim o günkü sabır yüklü babaannesi ahir ömrüne kadar bükülmüş beline rağmen babasına yavru muamelesi yapmamış mıydı? Yemeğini elleriyle hazırlayıp uzatmamış mıydı? Yıllar öncesinde üzerine sayısız espri yapıp gülüştükleri bu manzara bugün Ayşe’nin gözlerini dolduruyordu.
Ne yana dönse yüzüne tokat misali çarpan bu gerçek hem mutlu ediyordu O’nu, hem üzüyordu, hem de korkutuyordu. Tüm bu karışıklığın sebebi ise artık değişmişti. Artık gurbet değildi kafasını karıştıran, gurbet acıtmıyordu canını, gurbet korkutmuyordu. Bu kez vuslattı tüm bunların nedeni.
Her gurbetin sonu vuslat değil miydi zaten?
Gün yola devam etme günü değildi artık. Tüm virajlar da, tüm tümsekler de… Hepsi geride kalmış bugün yolun sonuna geldiğini anlamıştı Ayşe.
Son durakta beklemekteydi şimdi. Elli sene evvel kulağına okunan ezanın namaz vakti gelmişti. Mekke’de, Kabe-i Muazzam’da bu kez imamın “Essalatü alel meyyite!” den niyeti Ayşe idi.
Bu ne büyük bir bahtiyarlıktı ki, bir ömür ihsan olunan Beytullah, vefatında da sahip çıkmıştı elhamdülillah! Yıllardır haremden çıkan cenazeleri soluksuz izleyen Ayşe’yi de bugün kim bilir kimler izliyordu. Ana yüreğiyle son anında bile yavrularını görmek, hissetmek istemişti fakat artık zifiri karanlığın içinde tutsak kalan ruhu endişe ve korkudan başka bir şey hissedemiyordu. Sadece teşyicilerin ayak seslerini işitebiliyordu. Haremdeki meşhur terlik sesleri bu kez Ayşe için telaşla ilerliyordu.
İstikamet Cennet-ül mualla!
İstikamet kabir!
İstikamet penceresiz evim!
İstikamet anam, babam, peygamberim!
İstikamet Rabbim!...diyordu karanlık kutusun içinde dili dönmediğince.
Gurbet yolculuğunun son birkaç adımını atıyordu şimdi iki kişinin yardımıyla ve nihayet ebedi yurdunun ardına kadar açık ve kendisini bekleyen kapısından girmek üzereydi. Son durakta inmek üzereydi vatan-ı aslisine doğru. Küçücük kabri, O’nun ebedi hayatına açılan nurlu kapısı olacaktı. Zifiri karanlığın içine özenle yerleştirmişlerdi bile. Birkaç metre yukarısından, eski tabiriyle yeryüzünden insanlar kürek kürek toprakları yığıyorlardı üzerine. Her şey ne kadar da karaydı. Kabir karaydı, toprak karaydı, Ayşe ise kapkara yüzüyle bu karanlıkların içinde kaybolup gitmekten endişe ediyordu. Gittikçe daha çok titremeye başlıyordu. Gittikçe daha çok korkuyordu… Ötesini bilmediği her halde annesinin babasının yol göstermesine alışmıştı ya, yine onlara ihtiyacı vardı işte. Karanlığı delmek istercesine gözlerini açarak var gücüyle ileriyi görmeye çalışıyordu. “Anneee… Babaaa… Nerede kaldınız?” diye haykırmaya başlamıştı. Çaresizce, tüm acziyetiyle, tüm zafiyetiyle merhametlilerin en merhametlisinin kendisine anasını babasını göndermesini bekliyordu her şeye rağmen ümitle…
İşte ana buydu! Baba buydu demek!
Etrafını kaplayan dipsiz zulümatı yararak iki nur yaklaşıyordu O’na doğru.
“Yavrum” nidalarıyla anası, “bebeğim” şefkatiyle de babası uzatıyorlardı Ayşeciklerine sevgi dolu ellerini. Nur gibi parlıyordu Ayşe’nin annesi de, babası da… Ne kadar da genç ne kadar da mutlu gözüküyorlardı.
“Ben geldim anne, işte elli yaşındaki yavrun geldi. Tut ellerimi!” diyerek korkuyla onlara sığınıyordu gurbetteki gibi.
“Benim bebeğim nasıl?” diyordu babası yine fakat bu kez telaşlı değildi kızı için.
“Yorgunum baba, gurbet yordu beni, hele sizden ayrı kalmak yok muydu? Gurbetin en zor yanı da işte buydu!”
“Üzülme yavrum, vatan sevgisi imandandır. Sen vatanına kavuşmayı sevgiyle hasretle sabırla bekleyebildin. Şimdi mükâfat yerindesin.”
“Bitti mi gerçekten? Her şey bitti mi baba? Tüm acılarım, sıkıntılarım, hasretlerim, özlemlerim bitti mi? Gurbet bitti mi artık?”
“Bitti yavrum… Bitti nazlım… Bilmez misin? Gurbetin bir adım sonrası ölümdür, bitti!”
Ayşenur KAHVECİ / Suudi Arabistan
Saturday, March 05, 2011
KARNIYARIK...
Amman'dan havalar isinmaya basladi cok sukur, iki gundur acik hava ve sicagi hissetmek guzel geldi hepimize... Bu ara biraz yemeye dikkat ettigim icin pek cesit olmuyor menumuzde ama biriken tariflerden paylasmak istediklerim var, ozellikle annemin leziz yemeklerinden...
Friday, February 25, 2011
Leyali Lubnan
Sunday, February 20, 2011
Kuru borulce salatasi
Monday, January 31, 2011
PATATES TOPLARI
Afiyet olsun, kilo olmasin dileklerimle...
Friday, January 28, 2011
Etimek Tatlisi
12 tuzsuz etimek, 2 br. seker, 1 lt sut, 4 tepeleme yemek ks. un, 2 pk. vanilya , 1 pk. krem santi, suslemek icin kakao, ceviz, damla cikolata yada fistik.
etimekleri dikdörtgen bir borcama diziyoruz. 1,5 su br. toz şekeri tencerede biraz yakıyoruz. 2 su br. kaynar suyu tencereye ekleyip, bu karışımı sıcakken etimeklerin üzerine döküyoruz.1lt.sütü un ve vanilya, yarim br. seker ilavesiyle muhallebi gibi pişiriyoruz. etimeklerin üzerine sürüyoruz. krem şantiyi hazirliyoruz, en üst kata da bu krem şantiyi sürüyoruz.Diledigimiz gibi süsluyoruz...
Thursday, January 20, 2011
Ateistin Dizinin Bağını Çözen Ayet
18 aydır Antalya'nın Manavgat ilçesi Side beldesinde yaşayan Gabriele Schieke (43) Manavgat Müftülüğü'nde yapılan ihtida (din değiştirme) töreninde Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu.
Müslüman olan Gabriele Schieke, Elif Nur ismini aldı. Schieke'yi mutlu gününde Türk eşi Mustafa Kemal Bindiren yalnız bırakmadı. İslam dinini seçen Schieke'ye, Müftü Halil Taş ve vaize eşi Fedan Taş Almanca Kur'an-ı Kerim ile İslam ilmihali hediye etti.
1 yıl önce Side'de kuaförlük yapan Mustafa Kemal Bindiren ile evlendikten sonra Bindiren soy ismini aldığını belirten Schieke, İslam dini kendi rızasıyla seçtiğini ifade etti.
Bir yıl içinde Almanca olarak Kur'an’ı 2 defa okuduğunu belirten Schieke, Müslüman olmadan önce ateist olduğundan ölüm korkusuyla içinde bir boşluğun olduğunu ifade etti. Schieke, "Müslüman olduğum için kendimi bir tüy gibi hafif hissediyorum.
Yeni dinimi araştırdım ve bütün benliğimle kabul ettim. Müslüman olmamda İsra Suresi'nin 23. ayeti çok etkili oldu. Rabbimin ayette buyurduğu 'Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle' ayetini okuyunca ayaklarımın bağı çözüldü. İçimi tarifi imkansız mutluluk kapladı. Eşime Müslüman olacağımı söyledim. Ramazanın beşinci günü de Müslüman oldum."diye konuştu.
Yeni Müslüman olmuş birinin Cenab-ı Allah'ın geçmiş bütün günahlarını bağışladığını ifade eden Taş, Schieke'nin İslam dini ile ilgili öğrenmek istediği konular hakkında her zaman yardımcı olacaklarını söyledi. Müftülük personeli toplu duanın ardından Mustafa Kemal- Elif Nur Bindiren(Gabriele Schieke) çiftini tebrik etti.
Öte yandan, Manavgat Müftülüğü'nde 1 ay içinde 4 farklı dinden kişi İslam’ı seçti.
http://www.kuranimiz.net/
Hayat...
Tuesday, January 11, 2011
ICLI KOFTE
Sevgili kayinvalidemden yapmayi ogrenmistim ama kesin olculer icin internette arastirma yaptim ve arzumcum.blogspot.com sitesindeki tarifi denedim. Sadece yag miktarini azalttim, hic margarin kullanmadim.Birde dis hamuruna kiymadan biraz ekledim. Tarifi buraya da yaziyorum, resmi daha sonra ekleyecegim.
Biz bir kismini kizarttik, bir kismini da hasladik, ikisi de gayet guzel oldu, komsum kizartma sevdigi icin, bende haslama tercih ettigim icin...
Tarifi:
Disinin hamuru icin,
3 su br. icli koftelik cok ince bulgur
2 yumurta
1 su br. un
1 yem. ks. biber salcasi
tuz, karabiber, pulbiber
(ben bir avuc kadar kiyma da ekledim.)
Icinin harci icin:
300gr. kadar kiyma
2 sogan
50gr. tereyagi
50 gr. margarin (ben koymadim)
1 yem. ks. biber salcasi
1 yem. ks. domates salcasi
1 su br. ceviz kirigi
tuz, karabiber, pulbiber, kimyon
cok ince kiyilmis maydonoz
Once ic malzemeyi guzelce kavuruyoruz, en son cevizi ekliyoruz, bence sadece 50gr. tereyagi gayet yeterli geldi, yagin eksikligini hic hissetmedik :)
sonra donmasi icin buzluga koyuyoruz. Sivi yag kullanmiyoruz, cunku bu asamada yagin donmasi gerekiyor, donmazsa akiyor ve kofteyi yapmak cok zorlasiyor(mus).
Sonra dis hamurunu icin derince bir kaba once bulguru koyuyoruz, uzerine az az sicak su gezdirerek, bulguru yumusatiyoruz, elimizle bulgurun kitirliginin gittigini kontrol edip, diger malzemeleri ekliyoruz, hafif hafif sicak su ekleyerek yogurmaya devam ediyoruz, macun kivamina gelecek.
Elimizla catlamadan acilip acilmadigini kontrol ediyoruz, catliyorsa halen su istiyor, sert olmus demektir. biz kivamini bulana dek biraz zorlandik, tahminimden daha yumusak olmasi gerekiyormus. Tabaga su koyup yanimiza aliyoruz, ve elimizi islatarak yumurta buyuklugunde bezeler koparip elimzle cevirerek bir parmagimizi da batirarak icni acip harcimizi doldurup kapatiyoruz tekrar cevirerek.
Uzerini nemli bezle ortuyoruz catlamasin diye. Ister kizartiyoruz, ister sicak suda hasliyoruz. Haslarken pistigini koftelerin uste cikmasindan anliyoruz.
Sonra da icine bol limon sikarak salata ve yogurt esliginde afiyetle yiyoruz.
Thursday, December 30, 2010
Urdun'den sevgiler
Saturday, July 24, 2010
Turkiye'den Selamlar
Not: Fotograf sevgili kardesim Necibe'ye ait... tesekkurler telif hakki icin :)
Friday, April 23, 2010
Leziz Cheesecake ve cikolatali browni
Browni tarifi: 3 yumurta, 1 br. seker, 1 cay br. sut, 1 cay br. siviyag, kabartma tozu, 1 br. un, yarim br. kadar kakao, damla cikolata, arzuya gore dogranmis ceviz yada findik. uzeri icin 1 cay br. sut
Seker ile yumurtayi guzelce cirpip ceviz ve damla cikolata haric diger malzemeleri ekliyoruz. Yaglanmis kare borcamimiza dokuyoruz, uzerine bolca damla cikolata gezdiriyoruz, istersek ceviz yada findiklarimizi da uzerine gezdiriyoruz. bicakla hafif vurma hareketleri yaparak hafif uzerlerine kek hamuru gelmesini sagliyoruz ama iyice icine batirmiyoruz, cunku kek biraz sivi oldugu icin, onceden karistirirsak genelde dibine cokuyor, iyi olmuyor, firinimizi 350F (175) ayarlayip, 40dk. kadar pisiriyoruz, ben firina koymadan bes dk. kadar once firinimi actim, tam isinmadan koydum kekimi, 40dk. sonra cikardim, tam kivamindaydi. 5dk. bekleyip uzerine 1 cay br. sutumuzu gezdiriyoruz.
Sos isterseniz 1 br. sut, 1 ks. kakao, 1 kasik nisasta, 2-3 ks. seker ve 1 kibrit kutusuna yakin dakr cikolatayi karistirarak pisirip uzerine gezdiriyoruz. Hindistan cevizi, damla cikolata yada findikla istedigimiz sekilde susluyoruz. Afiyet olsun arkadaslar.
Gelelim cheesecake tarifimize, benimki biraz diyet cheescake sayilir ama lezzeti cok guzel oldu arkadaslar, tarif yemekzevki sitesinden alip elimdeki malzemelere uyarlayarak yaptim. Malzemeler:
3 yumurta,1 su br. seker, 1 bucuk paket labne ( ben less fat Philadelphia cream cheese kullandim.) , 1 kucuk paket krema (ben en kucuk paketten less fat sour cream kullandim), 1 vanilya, 2 kasik un. (ben bir cay ks kabartma tozu ekledim). Once seker ve yumurtalari cirpip, diger malzemeleri ekleyip, karistiriyoruz iyice arkadaslar.
Kelepceli kalibimiza 1 pk. burcak yada yulafli biskuviyi kiriyoruz, 1-2 ks. erimis tereyagi ekliyoruz, 1 avuc findigi elimizde dogruyoruz, elimizle karistirip, kalibimizin tabanina iyice bastiriyoruz.
Uzerine peynirli karisimimizi dokuyoruz, 180C de 40 dk. kadar pisiriyoruz, cikarip ilimaya birakiyoruz. Ben amerikadaki hazir konserve bogurtlen kullandim, orjinal tarifte krema ve bitter cikolata ile sos yapiyordu, siz istediginiz gibi uzerine susleyebilirsiniz arkadaslar, isterseniz limon kabugu rendeleyip icine, uzerini findikla susleyebilirsiniz, sizin hayal gucunuze kalmis gerisi, ben cok begendim, asil tarifte iki pk. peynir vardi ama bende o kadar yoktu, elimdekini kullandim gayet guzel oldu, simdiden afiyet olsun arkadaslar, isler cok , hepsi beni bekliyor dort gozle, utahtan muhabbetle...
Wednesday, April 07, 2010
Iki guzel diyet Tarif
Bu gordugunuz yumos pumpkin kurabiyeleri, komsum Tiffany'den ogrendim.Malzemeleri resimdeki gibi hazir spice kek karisimi, konserve kabak, minik damla cikolata ve biraz ceviz. Tum malzemeler karistirilip, kasikla yaglanmis tepsiye dokulur. Ben bir kismini kagit koydugum kagitli kek kaliplarimda da pisirdim, kek gibi oldular. 350F hafif isitilmis firinda 15 dk. pisirilir. kek kalibi ise 20dk. yeterli, fazla tutmayin kurumasin. Amerika'da yasayan tum arkadaslara tavsiye ediyorum. Sifir yag ve cok leziz...
Biz resimdeki gibi Florida'dan yanimiza gelen Selma annemle birlikte sutlu kahve esliginde yedik kurabiyelerimizi. Kahve pisene kadar kurabiyerimiz hazir oldu diyebilirim, hem de cok cabuk, cok pratik oluyor arkadaslar..
Ikinci tarifte yemekzevki sitesinden gorup begendigim ve denedigimiz bir tarif. Biz cok begendik, sizinle de paylasmak istedim. Diyet sebebiyle yediklerimize cok dikkat ettigimiz icin bu salata cok hosumuza gitti. Amerikanin dev patlicanlarindan birini yikayip bicakla delip mikrodalgada 10dk. pisiriyoruz yani kozluyoruz, super oluyor. Yarim br. kadar haslanmis nohut, domates yada kozlenmis biber, bol maydonoz, iki uc taze sogan, tuz, limon, sirke ve 1 kasik zeytinyagini karistiriyoruz. Kozlenmis patlicanimizi soyup, minik minik dogruyoruz, sosun bir kismini once direk patlicanla karistiriyoruz, sonra kalan malzemelerin hepsini karistirip servis tabagimiza aliyoruz, ve afiyetle yiyoruz :)
Bne kozlenmis biber olmadigi icin, minik domateslerden dogradim, zaten patlicani seven biri olarak, bu salata klasik tariflere bir alternatif oldugu icin hosuma gitti, yapip begeneciginizi umuyorum...
Utah'ta sayili gunlerimiz kalmisken diyet sebebiyle pek birsey yapmadigimiz icin, paylasacak tariflerde birikmiyor :) Ama boyle diyete uygun hafif tarifleri yaptikca paylasmaya devam etmeye calisacagim arkadaslar, selam ve muhabbetle...
Tuesday, March 30, 2010
Davet sofrasi
En ustteki yarisi tam bugday karisik ekmekte superdi. Galiba puf noktasi 400-450F da pisirmek. Ben normalda 370F gibi pisiriyordum. Demek ki ekmek yuksek isida daha iyi oluyormus. 450F da basladigini, uzeri hafif kizarinca 400F da dusurdugunu soyledi Lale. Zaten Ahiskali arkadaslar hamur islerinde uzmanlar diyebilirim, yakinda samsa tarifinide alirsam, onuda sizinle paylasmak istiyorum.
Patates yemegide cok hosuma gitti, minik minik dogradigi dana etini en alta koymus, uzerine sogan dograyip koymus, uzerine de seri serit kestigi patatesleri koymus, yag, su ve tuz ilave edip folyo ile kapatip, firinda 1 saat kadar pisirmis. Etler super pismis, patates de et suyu ile cok lezzetli olmustu, cocuklarda cok sevdiler, pratik ve lezzetli bir tarif..
Bu aralar cok yogun geciyor, tasinma telasi, esya toplama, diyet, spor derken bloga zaman kalmadi arkadaslar, ama gene de ihmal etmemek istiyorum, takip eden arkadaslar olabilir diye. Utah'tan ayrilmamiza az bir zaman kaldi, dualarinizi beklerim. Buradan guzel hatiralar ve samimi arkadasliklarla ayrilacagim icin mutluyum, bakalim hayatimizin yeni mekani neresi olacak, belli olursa sizlere de duyururum buradan, herkese selam ve muhabbetle...
Wednesday, March 10, 2010
Portakalli Kereviz
Amerika'da her markette sebze meyva reyonunda kerevi sapi bulabilirsiniz ama kereviz kokunu sayili marketler de bulursunuz. Amerikalilar kerevizin yesil sapini cok tuketiyorlar ama kokunden cogunun haberi yok. Ben de buldugum zaman dolapta hazine gibi sakliyorum :) Bazen hepsini rendeleyip, limon suyuyla karistiriyorum kararmasin diye. Sonra da birer seferlik kilitli posetlerde buzluga atiyorum. Istedigim zaman cikarip sarimsakli yogurtla karistirip, uzerine dereotu ve ceviz serpip sunuyorum, cok sevdigim bir tarif.Bu sefer farkli bir tarif denemk istedim. Turkiye'deyken cok sevdigim Kadriye ablamda yedigimiz portakalli kereviz ne zamandir aklimdaydi. Tam tarifini bilmedigim icin biraz internette arastirip kafama gore yaptim,bence cok guzel oldu. hem de cok kolay, tarif soyle:

Tencereme zeytinyagini hafif gezdirdim, iki yemek kasigi kadar. Uzerine incecik dogradigim kuru sogani ekledim, orta ateste hafif sotelendikten sonra dogradigim kerevizlerimi ekledim, ve kisa seritler halinde dogradigim havucumu ekledim. Hemen yarim limon ve bir portakalin suyunu iyice sikip uzerine ilave ettim, birazda tuz ve bir tatli kasigi kadar seker gezdirdim uzerine, kapagi kapali kisik ateste kerevizler yumusayana dek pisirdim. Ben tadini cok begendim arkadaslar, sizlere de tavsiye ediyorum, simdiden afiyet olsun...
Tuesday, March 02, 2010
Cikolatali meyvali kalp pasta
Selin caglayan ve Ufuk mutfakta'dan faydalanarak yaptigim pastayi annemler buradayken afiyetle yedik. Bu aralar yediklerime dikkat ettigim icin yeni tarifler ekleyemeyecegim arkadaslar ama paylasilacak yemekten cok daha faydali, gonul doyuran guzellikleri insallah paylasmaya devam ediyorum, selam ve muhabbetle
Pandispanya: 4 yumurta(sarisi beyazi ayrilmis), 1/2 cay br. su, 1 cay br. sut, 1 su br. tozseker,1 su br. un, 1 yemek kasigi bugday nisastasi, 1 kabartma tozu, 1 vanilya.
Firinimizi170C de aciyoruz. Tepsimizi hafif yaglayip, yagli kagidimizi koyuyoruz. Yumurta sarisi ve toz sekeri iyice cirpiyoruz. Sut, su, vnilya ve nisastayi ekleyip cirpiyoruz. En son kabt. tozu ve unu ekleyip dusuk devirde cirpiyoruz. Hamur sertlesip puturlesebilir biraz. Baska kapta beyazlari ters cevirince dokulmeyecek kivama gelene dek cirp. Spatula ile diger karisima ekliyoruz.Firinda en fazla 30dk. pisiriyoruz.
Sosu: 2 cay br. sut ile 3/4 cay br. sekeri kaynatiyoruz. yarim cay br. kadar suya 1 tatli ks. dolusu nisasta, 1 corba ks. kakaoyu karistirip, sutumuze ekliyoruz, 200gr. kadar da cikolata ekliyoruz, cok guzel bir krema oluyor.
Ama bana az geldigi icin 3 kere yapmam gerekti.Tavsiyem 3 veya 4 olcu yapmaniz.
Ben pandispanyaya da 2-3 ks. kakao ekleyip kakaolu yaptim, Birazini silikon kalp kalibima kalanini da dikdortgen buyuk tepsime doktum. Sonra dikdortgende pisen pandispanyayi kalp kurabiye kalibimla keserek, minik kalpler cikarttim. Arasina muzlu yapacaksaniz balli su , ananasli yapacaksaniz konserve ananasin suyu ile islatmanizi tavsiye ederim, fircayla guzelce islattigim keklerin arasina once biraz krema sonra istedigim meyvalari ve biraz da ceviz ve findik dograyip serptim, ustune kapayacagim kekiminde altina biraz krema surup uzerine kapadim. Minik kalp keklerimin hepsini bu sekilde hazirlayip tabagima dizdim, krema yetmedigi icin tekrar hazirlayip uzerine de hafif hafif bolca krema gezdirdim, kremayi cok kenarlardan akmadan donmasina dikkat ettim.
Buyuk kalp kalibta pisirdigim kekide ortadan bolup ayni sekilde hazirladim. Kek ikinci ve hatta ucuncu gun kesinlikle cok daha guzel oluyor arkadaslar, deneyip begenmeniz umidiyle...
Thursday, February 25, 2010
ALEMLERIN UGRUNA YARATILDIGI YUCE PEYGAMBERIMIZIN DOGUMU HEPIMIZE KUTLU OLSUN!
“Çocuklarınızı şu üç esas üzere terbiye edip yetiştiriniz:
“. Ben Peygamberinize muhabbet beslemek,
“. Benim Ehl-i Beytime muhabbet beslemek,
“. Kur’ân-ı Kerîm okumak; çünkü hamele-i Kur’ân yani Kur’an’a sahip olanlar, onu ezbere bilenler, ahkâmına aşina olanlar, başka hiçbir sığınak ve gölgenin olmadığı (ve güneşin halkın başına bir mil kadar yaklaştırılacağı) mahşer gününde, enbiyâ ve asfiyâ ile (yani peygamberler ve sâfî, velî, makbul kullar ile) beraber arş-ı âlânın gölgesinde izzet ve ikramda olacaklar.”18
Demek ki bütün ailemiz fertlerine ve özellikle de çocuklarımıza, Peygamber Efendimiz’in eşsiz değerini ve büyüklüğünü anlatıp, onların gönüllerinde peygamber aşkının şulelerini tutuşturmak, biz anne ve babalar için çok önemli ve ilahî bir görev oluyor.
Mevlid kandili ise bu iş için paha biçilmez bir imkân ve fırsattır. O halde evimizi o gece için bayram günü gibi temizleyip bezemeli; en güzel ve pak elbiselerimizi giyinmeli, en cici takkeleri, işlemeli namaz başörtülerini, alımlı ve sevimli tesbihleri, süslü seccadeleri bu vesile ile kız ve erkek çocuklarımıza hediye etmeli; sokağımızı süpürüp düzenlemeli, fakirlere sadakalar vermeli, komşulara ikramlarda bulunmalı, tebrikleşmeli; o gece yatsı namazına çoluk çocuk sevinçle camilere gitmeli; oralardaki programları vaazları can kulağı ile dinlemeli; Kur’an’lar ilahiler okumalı, tesbihler çekmeli, zikirler, ibadetler etmeli, çokça salât ü selâmlar ile geceyi îmar ve ihya eylemeliyiz.
Bütün bunların üstüne bastıra bastıra, önem vererek, zevk ve şevkle, seve sevine yayalım, ta ki bu gece, çocuklardan büyüklere, aileden çevreye kadar herkeste unutulmaz tatlı hatıralar, derin köklü imajlar olarak kalsın; yaşanan o kutlu ve mutlu anlar, o nurlu ve sevinçli duygular, gönülde, dimağda yerleşsin; Peygamber Efendimiz’e daha bir şevkle bağlanılsın; sünnet-i seniyesi iyice tanınsın, yaşasın, başlara taç, yaşamımıza minhâc olsun.
Sevgili aile reisleri! O günü asla sönük geçirmeyin, akşama eve kucaklarınız dolu dolu gelin, evinizi, sofranızı, çiçekler, meyveler ve tatlılarla, kandil simitleriyle şenlendiriniz. Çünkü bilirsiniz ki bilhassa çocuklar için sevginin yolu boğazlardan ve mideden geçmektedir. Bilin ki onları sevindirmenin sevabı çok yüksektir. Nitekim Sahîh-i Müslim’de rivayet edilen şu hadîs-i şerîf, aile için yapılan masrafların üstün değerini belirtmek bakımından ne kadar önemli ve anlamlı bir belgedir.
“Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
yolunda (cihada) harcadığın bir dinar (yani altın) para; köle azat olması için verdiğin bir dinar, yoksula sadaka olarak verdiğin bir dinar ve nihayet, Allah için sarf ettiğin bir dinar... Bunların sevap bakımından en büyük ve en yükseği ailene sarf ettiğin dinardır.”
Ben de buradan hepinizin ve tüm diğer dostların Mevlid kandilini bütün kalbimle kutlar; dualarımı sunar; kısacası Peygamber Efendimiz’in has ümmetleri arasına katılmanızı, gün gibi gül yüzünü rüyalarda doya doya görmenizi, has bahçesine daha dünyada girmenizi, âhirette de cennet-i âlâda onunla ailece komşu olmanızı Cenâb-ı Hak’tan niyaz eylerim.
Prof.Dr.M.Esad Cosan Rha.
Saturday, February 20, 2010
Joy School...
Utahin en sevdigim yani zaten aile stati olmasi, yani mormonlardan dolayi cok fazla cocuk var, amerikanin diger eyaletlerinden farkli olarak. Icki onlarda da yasak oldugu icin, icki marketleri yok etrafta.Evlilik ve aile hayati onemli oldugu icin, erken yasta evlenip yuvalarini kuruyorlar ve cok cocuk kilisenin teskit attigi birsey olgunu icin4,5,6 cocuklu aileler cok normal. Bu sebeple de Amerika'da Islamiyetten sonra en hizli yayilan din. Simdilik bu kadar yeterli snairim, aslinda mormonlarla ilgili paylasmak istedigim daha cok sey var daha sonra...
Hepinize hayirli haftasonlari diliyorum, muhabbetle
Thursday, February 18, 2010
El-Muallim
Sevgili arkadaslar, uzuun zamandir ev toplama vs. telaslarindan dolayi yazamadim, guzel baslamistim aslinda sik sik yeni yazilar post etmeye ama takildim gene.
Sizinle cok guzel bir programi paylasmak istiyorum hizlica, sonra hemen cocuklarin basina donmem gerek. Peygamberimizin kutlu dogumu Mevlut kandilimiz yaklasiyor bildiginiz uzere.
Istanbulda yasayanlar, veya uydu baglantisi olanlar, o da yoksa akrayi dinleyen tum arkadaslar, bu harika programi kacirmayin. Gecen sene El-Emin konulu kutlu dogum programini izlemek ve Izmir'deki tekrarina katilmak nasip olmustu.
Programin ayrintisi burada: http://www.elmuallim.org/
Tum takip eden, arasira yeni seyler var mi, Esma napiyor diye hatirlayan dostlara Utahtan gonul dolusu selamlar!
Baglantiyi kesmeyin, ben buralardayim :)
programin detaylarinda
n bir kesit:Özgün Mevlid Kandili programları tertiplemeye devam eden BİNDER, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in eğitici ve öğretici vasfının anlatılması ile bu hasletinin temel unsurlarını insanlığa yeniden hatırlatılması amacıyla Hicri 1431–Miladi 2010’u “El-Muallim Yılı” ilan etti.
Kağıthane Sütlüce’deki yaklaşık 4.000 kişilik Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek Mevlid Kandili özel programında Peygamber Efendimiz’in “el- Muallim” ismine/vasfına vurgu yapılacak. O’nun İslam’ın, Kur’an-ı Kerim’in yalnızca tebliğcisi değil aynı zamanda öğreticisi, muallimi olduğunun altı çizilecek.
Monday, February 01, 2010
Annemin Pogacasi
Annemin cok sevilen, ve hatta gece oniki de bile yogun talep uzerine yaptigi pogacasini burada da birlikte yapip yedik. Tarifi hemen sizlerle de paylasmak istedim, sicakken de cok guzel, bekleyince de cok guzel bir tarif. Kahvalti ve cay saatlerinde oneririm. Malzemeler: 1 su br. siviyag, yarim pk.(113gr.) tereyagi, 1 br. yogurt, 1 yumurta (beyazi icine, sarisi uzerine), 1 kabartma tozu, 1 tatli ks. tuz, 1 yemek ks. seker, 3-4 br. arasi un (kulak memesi yumusakliginda olacak). Malzemelerimizi guzelce yogurup kulak memesi yumusakligina gelene kadar unumuzu ekliyoruz. Ben 3,5-4 br. kadar un ekledim. hatta bir bardagini tam bugday unu koydum. Icine de annemin turkiyeden getirdigi lora dogradigimiz taze maydonozu ekledik. Elimizle acip icine harc koyup ikiye kiviriyoruz sekildeki gibi. Kapadigimiz yerini parmagimizla bastiriyoruz piserken acilmasin diye. Firinimizi koymadan 10 dk. once acabiliriz. 180C(360F) da uzeri hafif kizarana dek pisiriyoruz. Uzerine de yumurta sarisi arzuya gore de az corekotu susam serpebilirsiniz.
Cok guzel bir tarif, ne de olsa anne tarifi :) Annemler burda oldugu icin bu ara internete giremiyorum fazla, bana guzle bir surpriz yapip ziyarete ve yardima geldiler, darisi tum ozleyenlerin basina...